TR
EN
DE
+90 (258) 264 10 30
TR
EN
DE
Tedaviler
Lasik
Katarakt
Glokom
Retina
Genel Göz Muayeneleri
Diyabetik Retinopati
Vitrektomi Tedavisi
Sarı Nokta Hastalığı
Keratokonus Tedavileri
Şaşılık Tedavileri
Göz Kapağı Düşüklüğü
Göz Kapağı Rahatsızlığı
Göz Kapağı Tümörleri
Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığı
Göz Tikleri ve Blefarospazm
 
Randevu Al

Gözün beslenmesi, gözün içinde sürekli bulunan sıvı aracılığıyla gerçekleşir. Bu süreç gerçekleşirken bir yandan da gözün içindeki bu sıvı bazı kanallar yardımıyla dışarı atılır. Eğer bu kanallarda herhangi bir tıkanıklık meydana gelirse, gözün içindeki sıvı dışarıya boşaltılamaz. Bunun sonucunda da göz içindeki basınç artar. Bu basınç artışına göz tansiyonu (glokom) denir.

Göz tansiyonu yükselen basınç nedeniyle göz sinirine zarar verir. Hasar gören sinir hücreleri sonucu yavaş yavaş görme kaybı ortaya çıkar. Eğer tedavi edilmezse en sonunda görme kaybı %100′e ulaşır. Görme kaybı çevreden merkeze doğru gerçekleşir.

Göz tansiyonun bazı tipleri vardır. Hastalık genelde erken dönemde belirti vermez ve hastalar tarafından ancak görme kaybı ortaya çıktıktan sonra farkedilir. Genelde 40-45 yaşlarından sonra ortaya çıkar ve ilk belirtisi göz içi basıncının artmasıdır. Eğer görme kaybı başlamışsa geri dönüşü olmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi erken tanı açısından çok önemlidir.

Glokomun belirtileri; görmede bulanıklaşma, gözde şiddetli ağrı veya ışığa bakıldığında gökkuşağı gibi harelerin görülmesi glokom lehine değerlendirilir. Bu belirtileri olan kişilerin vakit kaybetmeden doktorlarına başvurmaları gerekir. Ancak glokom olan kişilerin çoğu değişiklikleri fark etmez. Erken tanı glokomun tedavisinde çok önemlidir.

Glokom her yaşta görülmesine karşın kırk yaşından sonra daha sık görülür.
Sebep ve risk faktörleri ise;

Göz tansiyonu erken dönemde herhangi bir belirti vermez. Hastalık yavaş ilerlediğinden ve çevreden merkeze doğru bir kayıp olduğundan belirli bir görme alanındaki kayıp farkedilmez. Erken teşhis ile glokomun ilerlemesi durdurulabilir. Fakat bunun için iyi bir göz muayenesi şarttır. Göz tansiyonunun nadir görülen türünde bulantı, kusma, ağrı, görme bulanıklığı olabilir. Açı kapanması göz tansiyonu dediğimiz bu türü hastaların az bir kısmını oluşturduğu için, diğer göz tansiyonu hastalarında bu tür belirtiler ortaya çıkmayabilir.

Yetişkinlerde daha çok iki tip glokom izlenir.

En yaygın olan glokom çeşididir. Glokom şikayetlerinin %85 – 90’ı bu türdendir. Her ne kadar kornea ve iris tarafından oluşturulan boşaltım açısı açık olsa da, bu açıda bulunan trabeküler ağın süzme yeteneği azaldığından göz içi sıvısı boşalır. Bu da sıvının geride birikmesine ve gözün içinde yavaş biçimde basınç artışına neden olur. Tipik olarak başlangıç evresinde belirti göstermez. Göz içi basıncı yavaş yükseldiği için de belirtiler yavaş başlar. Görme kaybı yavaş geliştiğinden geç fark edilir ve görme kaybı geç fark edildiği için kalıcı hasarın çoktan ortaya çıkması muhtemeldir.

Diğer adıyla açı kapanması glokomudur ve hastaların %5 – 10 arasını oluşturan glokom tipidir. Bu tür glokomu olan kişilerin ön kamara açıları doğumdan gelen anormalliğe veya başka bir sebebe bağlı olarak daha dardır. Açı darlığı olan bu tür kişilerin gözlerinde göz sıvısının süzüldüğü yer olan trabeküler ağın önünde iris kökü toplanacağından göz sıvısının dışarı çıkması engellenecektir. Dar açılı glokomda göz tansiyonu çok hızlı yükselir. Hastalar bulanık görme, şiddetli göz ağrısı, baş ağrısı, ışığın etrafında gökkuşağı hareleri, mide bulantısı ve kusmalar tarif eder. Şikayetlerin hızlı ve şiddetli olarak ortaya çıktığı bu tablo göz sağlığı açısından acil bir durumdur.

Ayrıca göz içi basıncın normal olduğu glokom tipi de vardır ve bu tür en az anlaşılabilen glokom türüdür. Burada göz tansiyonu normal sınırlar içerisinde olduğu gibi görme sinirinde hasarlar mevcuttur. Görme alanı bozukluğu diğer glokom tiplerinin aksine merkezden başlar.

Yaklaşık 10 bin doğumdan 1’inde doğumsal glokom görülebilir. En dikkat çekici özelliği gözlerin aşırı büyük olmasıdır ve iki gözü birden tutabilir. Saydam olması gereken kornea tabakasında bulanıklık, sürekli göz yaşarması ve korneanın çok aşırı büyümesi de diğer belirtileridir. Anne ve babaların bulguyu erken görmesi ve uzman bir hekime başvurması yapılan başarılı ameliyatlarla çocuğun görme yeteneğinin tam gelişmesine olanak sağlayabilmektedir.

Kataraktın bugün için ilaç tedavisi yoktur. Kataraktın tedavisi sadece cerrahidir. Gözde katarakt oluşmuşsa ameliyat tek çaredir. Kullanılan ameliyat tekniği kısaca FAKO denilen “Fakoemülsifikasyon” yöntemidir. Bu ameliyat özel bir cihaz yardımı ile yapılmaktadır. Göze küçük bir tünel açılarak, ultrasonik dalgalar oluşturan cihazın ucu ile göz içine girilerek kataraktlı lens yerinde, parçalanarak emilir. Çıkarılan lensin yerine, görme fonksiyonunu yerine getirecek kalıcı suni bir mercek (göz içi lensi) yerleştirilir.

Birinci derece akrabalarında göz tansiyonu olanlarda göz tansiyonu riski artmıştır. Yani kalıtsal faktörler bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca 40 yaşının üstünde ve göz içi basıncı sürekli yüksek seyreden kişilerde görülme ihtimali artar. Bunların dışında kan basıncının artmış olması, şeker hastalığı, gözde meydana gelen yaralanmalar, kansızlık, şok, bu hastalığın görülmesinde risk faktörleri arasında sayılır. Bu risk faktörlerine sahip olan kişilerin bu konuda dikkatli olmaları ve düzenli göz muayenesi yaptırmaları hastalığın ortaya çıkmasını önlemede yardımcıdır.

Genellikle sinsi seyreden bir hastalık olduğundan, göz muayenesi sırasında göz içi basıncının tesadüfen ölçülmesi sonucu fark edilir. Bu yüzden yapılan göz muayenesi sırasında göz içi basıncı da ölçülmelidir. Eğer göz tansiyonundan şüpheleniliyor ise doktorların dikkat ettiği bazı durumlar vardır. Bunlardan birincisi göz içi basıncının artmış olmasıdır. Diğerleri ise göz sinirinde meydana gelen hasarın gösterilmesi ve bu hasara bağlı görme alanı kaybının doktor tarafından ortaya çıkarılmasıdır. Sinirde ortaya çıkan hasarın derecesi, görme alanı kaybı, hastalığın tedavi şeklinin belirlenmesinde önemlidir.

Bazı hastalarda göz tansiyonu krizi ortaya çıkar. Bu durumda göz içi basıncı ani olarak çok artar ve göz ve baş ağrısı, bulantı, kusma ile birlikte kendini gösterir. Acil tedavi gerektiren bir durumdur.

Bu hastalığın sinsi seyreden ve yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Bu nedenle Erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden teşhisi zordur. Kronik bir hastalıktır ve tamamen görme kaybına yol açar. Bu yüzden mutlaka hasta, hastalığının önemini bilmelidir. Çünkü birçok kişi herhangi bir sorun olmadığını düşünerek tedaviye devam etmez ve bunun sonucunda da gözünü kaybeder.

Nasıl ki yüksek tansiyonun tedavisi yok ve tansiyon sürekli kontrol altında tutulmak zorunda ise göz tansiyonunun tedavisi de bu şekildedir. Yani hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Göz tansiyonu olan birinde uygulanan tedavi şekillerinden birisi göz damlalarının kullanılmasıdır. Göz damlası kullanıldıktan sonra göz bir süre kapalı tutularak ilacın etkisi arttırılır. Mutlaka doktorun önerdiği dozda ve şekilde kullanılmalıdır. Gözde eğer batma ya da yanma meydana geliyorsa korkulacak bir durum yoktur. Kısa süreli bir durumdur. Eğer göz damlaları göz tansiyonu için yeterli değilse hap şeklinde ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların oluşturduğu yan etkiler mutlaka doktora bildirilmelidir.

Eğer ilaçlar da yeterli bir tedavi sağlayamıyorsa cerrahi tedavi uygulanır. Yapılan ameliyata trabekülektomi denir. Trabekülün bir kısmı çıkarılınca sıvının dışarı akışı kolaylaşır ve göz içi basıncı düşer. Bu ameliyatın etkisini göstermesi 2-3 hafta sürer. Fakat ameliyattan önceki görme gerçekleşmez. Ameliyatlar, gözlerin damlalarla uyuşturulması ile yapılır.

Ancak bu ameliyatın yapılmasından önce öncelikle tercih edilen cerrahi lazer cerrahisidir. Kısa süren ve ağrıya sebep olmayan bir cerrahi şeklidir. Buna trabeküloplasti denir. Kanallara girilerek uygulanan bir tedavi şeklidir. Tedavi sonrası göz içi basınç 10-15 gün içinde düşer. Bu süre içinde ilaç kullanımına devam edilir